Eve Dönüş

·

tarafından

in

Ev bir mekan mıdır? Evi ev yapan ,yalnızca kimseler ve anlam yüklediğimiz eşyalarımız mıdır? Zamanın belirli bir kesitinde bize denk düşen bir tesadüf müdür?

Elbette hepimiz “ev” sözcüğü kulaklarımızda tınlar tınlamaz, duygulara ve duyumlara istemsizce sürükleniyoruz. İçeride, zamanın kat kat çekmecelerinde biriken tüm ses, görüntü ve koku hafızamız uyanıyor ve bize ! evimizi- evlerimizi anlatmaya başlıyor.

Benim “ev” durumları biraz karışık. Gerçi, hangimizin değil ki?

Söyleyebileceğim en mühim şey, çocukluğumdan itibaren “evimizin” sürekli değiştiği; yaşamı belirli peryodlarda ve farklı görünen nedenlerle , farklı alanlara taşıdığımız. Aynı şehirde farklı bir dairede ve ya başka bir şehirde tanıdık bir daireye daha.. daha.. daha derken kendimi bu döngüden çıkarıp, yerleşmek gerek dediğimde çoktan 35 yaşıma yaklaşmıştım.

O vakitler “Artık sadece yaşayacağım!” diyordum. Aman ne heyecan! Ne büyük mutluluk! Artık değişmeyecek! Böyle sapa sağlam, sevimli de güzel de bir evimiz baki olacaktı. Oldu.

O fıkır fıkır ve gururlu heyecanın alt katmanlarında beni değişik bir his de bir yandan tartmaktaydı. Göremiyordum onu; merhaba diyemiyordum ona; el sıkışamıyordum onunla fakat orada bir şey vardı. Hiç üzerine gitmedim. Ne de olsa semptomlar var :) İlk evvela semptomları yaşamak gerek pek tabii ya!

Yıllar içinden geçtikten sonra farkına vardım ki o heyecan, aslen “korku” nun, hatta böyle dehşetli bir panik havasının yukarı doğru (bilincime) çıkma çabası idi. Ben sürekli engellerken o dalgaları, “Yaşıyorum bu hayatı !” dediğim kalıplarımı, bu yeni fiziksel eve beraberimde taşımıştım. Dibine kadar “yapıyordum” !

7 sene sonunda, cevaplar gelmeye başladı. Bu ev tam bana göreydi. Çevrede yapabileceğim her türlü doğa sporlarını, tüm beklentilerime yanıt olacak türlü ve hatta bazen sersemce aksiyonlardan ( okuyucunun hayal gücüne bırakıyorum) sonra, şu pandemiden sonra, her aktivitenin erozyona uğradığı ,”mahallemde”, su, hava, erişebildiğim ucuz pazarlar, dağlar, kamp ve mesire yerleri, vesair – her şey ama her şey dönüşmüş (!) ve bir tek bir kaç komşu ve evin kendisi kalmıştı bana.

Eve kapandım. Evime. Oldu ki günlerce markete çıkmak dışında şehre bile inmedim. Hastalık yoklar gibi olunca, bizim partiye, eyleme, sinemaya, pub a ve ya bir dost kahvesine sığınıyordum tabii.

Fakat kapanmıştı bir defa hayatın alt kapıları. Köpeğimle çıksam daha iri köpekler kovalıyor, dağa çıksam yeni inşa edilen teleferik motoru kulaklarımdan sinir sistemime sirayet ediyor, göle yüzmeye gitsem artık gerçek manada sular çekilmiş ne nasıl da yağlı bir kirlilik içinde. Tanker patlamış ama yerel gazeteler saklamış. Balıkçıllar gelmez olmuş. Kuraklık… Kampa gidecek olsam, çoğunluk tavuk-biber ızgara yapıyor. Doğa kampçıları yeni dağlar aramak zorunda. Ve dostlar… hep kaçmış yurt dışına ya da illeri dışına. Çok uzağıma. Haklılar da.Ne de olsa herkes “nihai evini” aramıyor mu?

Velhasıl eve ve en yakın yöreme kapandım; orada her şey açık.

  • Sen kimsin ya?
  • Kimsin? Var mısın?
  • Nasıl anlayacağız?

Böyle başladı içe bu defa daha derin bir yolculuk. O ilk korku dalgaları tekrar gelsindi bakalım. Haydi! Dev dalgalarda sörf yapmayı öğreneceğiz Didem!

30.01.2025

Arkası yarın.


Yorumlar

Yorum bırakın